Hayatın kırıntıları hakkında...

Hoşgeldiniz...

27 Şubat 2007 Salı

ÜÇ TÜRLÜ SEVGİ VARDIR..(3)

Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne?
Ve işte sevgilerin en gerçeği:"Rağmen"Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için? Eğer türü sevgiden farklı bu. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için Çünkü türü sevgi de değil. Bu üçüncü tür sevgide, insan Bir şey olduğu için değil, Bir şey olmasına rağmen sevilir. Güzelliğe bakar mısınız? Rağmen sevgi. Esmeralda, Quasimodo'yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına Rağmen sever. Asil, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmeralda'ya çingene olmasına rağmen tapar. Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insanı olabilir. Bunlara rağmen sevilebilir. Tabii bu sevgiyle karşılanması şartı ile. Burada insanın, iyi, çekici ya da zengin konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü geçmişine rağmen olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor. Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor. Japon yazar yüreklerin en çok susadığı sevgi budur diyor. Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı ya da ünden daha önemlidir. Bunun böyle olduğundan nasıl emin olursunuz? Haklı olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor. Şu soruma cevap verin diyor. Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz? Kendi kendinize yaşamamın ne yararı var diye sormaz miydiniz? Devam ediyor Toyotome: Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün. Dünya birden bire başınızın üstüne çökmez miydi. O an yaşam size anlamsız gelmez miydi? Diyelim sıradan bir yaşamınız var. Günlük yaşıyorsunuz. Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa, kalan hayatinizi nasıl yaşardınız? diye soruyor ve yanıtlıyor: Öyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da iyice dağıtıp yaşayan ölü haline geliyorlar. Toyotome, hem de nasıl iddialı savunuyor Rağmen sevgiyi. Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni Rağmen türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da bir gün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır. Son sözlerinde biraz umutsuz, Toyotome. Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var. Kimsede başkasına verecek fazlası yok? diye açıklıyor. Anlatıyor: Yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama o da aynı şeyi başkasından beklemektedir. Peki bu dünyada sevgi ne kadar var. Yazara göre, açlığımızı biraz bastıracak kadar. Ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi. Bu minnacık tadım, bizi daha müthiş bir sevgi açlığına tahrik ve teşvik ediyor. Bu minnacık tadım sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor. Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz. Hani nerede? Hepsi o. Ve asıl çarpıcı cümle en sonda.
DÜNYADAKİ EN BÜYÜK KITLIK, RAĞMEN TÜRÜ SEVGİNİN YETERİNCE OLMAYIŞIDIR. İYİ DÜŞÜNÜN..........(Son)

26 Şubat 2007 Pazartesi

ÜÇ TÜRLÜ SEVGİ VARDIR...(2)

"Çünkü" türü sevgiToyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor: Bu tür sevgide kişi bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır. Örnek mi? Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin (Yakışıklısın). Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki. Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun. Seni seviyorum. Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerlere götürüyorsun ki. Yazar, Çünkü türü sevginin Eğer türü sevgiye tercih edileceğini anlatıyor. Eğer türü sevgi bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır bir yük haline gelebilir. Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz hoş bir şeydir egomuzu okşar. Bu tür olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama derin düşünürseniz, bu türün Eğer türünden temelde pek farklı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki bu tür sevgi de, yükler getirir insana. İnsanlar hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer. Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler. Sınıfının en güzel kızı, yeni gelen kıza içerler. Üstü açık BMW'si ile hava atan delikanlı, Ferrari ile gelene içerler. Evli kadın kocasının genç ve güzel sekreterine içerler. O zaman bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi diye soruyor Toyotome. Çünkü türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz diyor. Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var. Birincisi; acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz korkusu. Tüm insanların iki yani vardır. Biri dışa gösterdikleri öteki yalnızca kendilerinin bildiği. İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terk ederlerse korkusu buradan doğar. İkincisi de ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa endişesidir. Japonya'da bir temizleyicide çalışan dünya güzeli kızın yüzü patlayan kazanla parçalanmış. Yüzü fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişana bozup onu terk etmiş. Daha acısı ayni kentte oturan anne ve babası, hastaneye ziyarete bile gelmemişler, artık çirkin olan kızlarını. Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik temeli üstüne kurulmuş olduğundan bir günde ölmüş. Güzellik kalmayınca sevgi de kalmamış. Kız birkaç ay sonra kahrından ölmüş... Japon yazar toplumlardaki sevgilerin çoğu "Çünkü" türündendir ve bu tür sevgi, kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür diyor. (Gerçek sevgiyle devam edecek...)

24 Şubat 2007 Cumartesi

ÜÇ TÜRLÜ SEVGİ VARDIR.... (1)


Masumi Toyotome diye bir Japon yazmış bu yazıyı. Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir diye başlıyor. Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz diye soruyor. Sonra anlatmaya başlıyor: Sevgi üç türlüdür. Birincinin adı "Eğer" türü sevgi. Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar. Örnekler veriyor: eğer iyi olursan baban, annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim. Bir şarta bağlı sevgiToyotome en çok rastlanan sevgi türü budur diyor. Karşılık bekleyen sevgi. Sevenini, istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vaat edilen bir sevgi türüdür bu diyor yazar. Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır. Yazara göre evliliklerin pek çoğu "Eğer" türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil, hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları başlıyor. Sevgi nefrete dönüşüyor. En saf olması gereken anne baba sevgisinde bile "Eğer" türüne rastlanıyor. Yazar bir örnek veriyor. Bir genç Tokyo Üniversitesi giriş sınavlarını kazanarak babasını mutlu etmek için çok çalışıyor. Okul dışında hazırlama kurslarına da gidiyor. Ama başarılı olamıyor. Babasının yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftalığına Hakone kaplıcalarına gidiyor. Eve döndüğünde babası öfkeyle sınavları kazanamadın. Bir de utanmadan Hakone'ye gittin? diye bağırıyor. Delikanlı "Ama baba vaktiyle sende bir ara kendini iyi hissetmediğinde Hakone kaplıcalarına gittiğini anlatmıştın diyor. Baba daha çok kızarak delikanlıyı tokatlıyor. Çocuk da intihar ediyor. Gazeteler intiharın anlık bir sinir krizi sonucu olduğunu söylediler, yanılıyorlardı diyor yazar. Delikanlı babasının kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bağlı olduğunu anlamıştı. İnsanlar "Eğer" türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler aslında. Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek bu genç adamın yaptığı gibi yaşamı sürdürmekle ondan vazgeçmek arasında bir tercih yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol oynayabilir diyor Masumi Toyotome. İlginç değil mi? (Devam edecek)

22 Şubat 2007 Perşembe

BİM'de eski sevgiliyi görmek

Bim'e dogru yola çiktim. zaten iki adim ötesi bim. annemin terliklerini giyip çikayim lan dedim, kim iki saat simdi bagcik baglayacak. ama olgun bir erkek insanda egreti duran seylerin basinda anne terligi geliyormus canlar, ben bunu anladim.bim her zamanki gibi sakindi. klima çalisiyor ama sogutmuyordu. nasil bir klima lan bu diyerek incelemeye basladim. ama görevli beni balici sandi, çünkü ayaklarimda da acayip terlikler altimda çamasir suyu siçrayip da rengi atmis bir pijamayla pek de güzel bir gaspçi havasi veriyordum."abi bu klima üflemiyor galiba" dedim. ama cevap vermedi, isine döndü.tam arkami dönüp gidecekken tanidik bir ses duydum. pek bir tanidik. sanki bir zamanlar kulagima "askim" ,"seni seviyorum" diyen bir ses. Yavasça arkami döndüm. Evet, eski sevgilimdi bu. bir zamanlar sevdigim kadindi. bir zamanlar elele tutusarak mal gibi gezdigimiz kadin. simdi nisanlisiyla bim'e gelmis alisveris yapiyordu. bir zamanlar asik oldugum kadindi bu.evet bir zamanlar ugruna canimi verebilecegim kadindi bu.ben saskinliktan elimdekileri yere düsürünce bunlar birden irkildi ve hemen arkasini döndü. ben, beni görmesinler diye hizlica asagiya egildim ama kahretsin bim'de raf diye bir sey yok ki. tansas olsa arkadaki adam seni göremez ama raf yerine kolilerde ürün sergileyen bim sayesinde saklanamadim.peki size sorarim. siz arkanizi döndügünüzde, devekusu gibi saklandigini sanan ama ayaginda ufak numara anne terlikleriyle siçar gibi çömelmis ve çatali gözüken bir adam görseniz ne yaparsaniz? iste onlar da öyle yaptilar. bastilar kahkahayi. yavas ve gurur yikilmisça ayaga kalktim.gözlerine baktim. bana bakti, mahzun bir bakis görmek isterdim ama alay ediyordu resmen. ayaklarima bakiyordu. anne terligi giymis, parmaklari ucundan çikmis bir ayak. buydum iste. sen bu adamla bir zamanlar çikmistin. simdiki sevgilin çok iyi giyinmis ama bir bak bakayim ona.bim'de bu siklik? sence de biraz samimiyetsiz degil mi? ben en azindan yakisiyorum buraya. içimden geldigi gibiyim.böyle düsündüm ama sonra bosver dedim. adam kapmis kizi, ben de lavuk gibi pijamayla terlikle geziyorum. kim naapsin lan beni. "nasilsin görüsmeyeli?" dedim. "iyiyim" dedi. "ne güzel" dedim. "hihi" dedi.gittikçe gerginlesiyordu ortam. yeni sevgilisi killandi mi acaba diye baktimama "nasil olsa bu lavuktan bir zarar gelmez" düsüncesi hasil oldugundan zerre umrunda degildim herifin. adam en ucuz kangal sucugu seçmekle mesguldu."niye böyle olduk biz?" der gibi baktim. "ne diyorsun?" der gibi bakti bana. "niye böyle olduk diyorum?" der gibi tekrar baktim. "ne diyorsun anlamiyorum" der gibi tekrar bakti bana. "neyse bosver" der gibi baktim. bosverdi alisverise devam etti. bir güle güle demeden.gözyaslarimi saklayarak elimden düsürdüklerimi aldim ve kasaya gittim. bir de peçete aldim, gözyaslarimi silmek için. kasadaki görevli yine baliciymisim gibi bakti bana, "paran var mi" der gibi bakti bana, bana bakmasin artik kimse. al lan parani der gibi uzattim, para üstü beklemeden çiktim ama sonra hemen geri dönüp sahsiyetsizce aldim paranin üstünü. tam çikacakken fis almayi unuttugum aklima geldi. dönüp onu da aldim. kahretsin bir romantizm de yasayamadik be.eve giderken serkan geldi yavasça yanima. tek dostum, yoldasim, üzgün oldugumu anlayabilen tek insan."abi bir sey diycem. pijamanin arkasinda delik var, baya bir büyük"o günden beri evdeyim. bim'e de kapiciyi yolluyorum.ALINTIDIR...

21 Şubat 2007 Çarşamba

Güldürmek mi, ağlatmak mı?

İnsanlar vardır hayatta bir şeylerden şikayet eden, memnun olmayan. Sürekli elindekilerin değerinden habersiz, veryansın eden bir başka dünya kurabilmek adına. Kim bilir belki çocukluk yılları etkilidir, bu garip isteklerin ilk oluşumuna sebep. Her şeyin herkes için aynı olmasının imkansız olduğu bu sahnede, belki de sahneye renk, ışık olan budur. Boşluklar dolar belki o tavırlarla... Kimseden memnun olmayan, sürekli onlar için bir şeyler yapılması şart olan insanlardan bahsediyorum. Nedendir bu tavırlar. Belki de anlam verilemeyen hayvanlarda olduğu düşünülen içgüdüler nasıl açıklanamıyorsa, insanlarda da bu açıklanamıyordur. Sürekli almak ama hiç vermeden. "Peki her şey karşılıklı mı olmalı?" diye bir soru sorulduğunu duyar gibiyim. Kim ne derse desin, ben iddia ediyorum ki hayatta karşılıksız verilen yoktur; vardır ama çok azdır. Beklide bu karşılık mantığı, insanı memnun etmeyen.
Güldürmek ve ağlatmak... İki farklı terim ama birbirinin olmazsa olmazı. Yani biri varsa diğeri de akla gelebilir hemen. Tiyatro sembolüdür birde ağlayan surat ile gülen surat. İşi odur tiyatronun, ağlatmak yada güldürmek. Seyirci ikisi için gelir o koltuklara. Bir karşılık vardır bu ilişkide yani. Hayatın içinde oluşan tiyatroda oynamakta bizlere düşer. Dur durak bilmeden devam eder sahne... Ta ki en son perde kapanana kadar. Ya güldürmeliyiz yada ağlatmalı ki bizimle beraber olan çevremiz, bizlerden bir şey elde edebilsinler. Bu da bir çeşit karşılık mevzuu olabilir ama hayatında gerçeğidir aynı zamanda. Kimi zaman ağlatmalıyız ki, dost olduğumuz bilinsin, kimi zaman güldürmeliyiz ki neşeli olduğumuz bilinsin… Bir garip çelişki sanırım yazılanlar. Ama varlığımızı oluşturan temel çelişkilerden. Almak, vermek; güldürmek, ağlatmak… Hangisi doğru acaba? Ne kadar verilip, ne kadar alınmalı yada ne kadar güldürmeli? Sahne bizim için son bulduğu, perde kapandığı zaman acaba, alkış seslerini mi duyarız yada hıçkırıkların arasında ki ağlama seslerini mi? Ama diğer bir tarafta acaba o son perdeye gelen olur mu?

19 Şubat 2007 Pazartesi

Renklerin farkı

Hayatta ki renklerin farkını anlamak ne kadar garip duygudur. Bunun aslında ne gereği var ki diyebilirsiniz. Mavi, sarı, yeşil... Farkı ne olabilir ki? Aslında farklı olduğunu anladığım an bugün bir arkadaşımla yaptığımız "Renk Körlüğü Testi" ' nin onu açısından olumsuz geçtiğini görene kadar dı... Garip birşey bir insanın gördüğünü bir başkasının göremediğini bilmek. Ayrıca, Dünyada milyonlarca renk körü olduğunu, fakat bunlarının çoğunun bu olaydan bi haber olduğunu biliyor muydunuz? İşte size test imkanı www.cihannet.com/cnet/yasam/saglik/renktest/test1.htm bakalım sizler ne durumdasınız? Sağlıklı ve mutlu birgün dileğimle, hoşçakalın.

17 Şubat 2007 Cumartesi

Seninle..

Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun? Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek. Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek. Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun? Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek... Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun? Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak. Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun? Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana... Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek... Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek. Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun? Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak... Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak. Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime. Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun? Nereden bileceksin? Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi... Isırmazdım dilimin ucunu... Özlemezdim seni yanımdayken.Kıskanmazdım. Korkmazdım yollarda yürümekten. Islanmazdım yağmurlarda... Yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her şarkıda serhoş olmazdım. Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize... Ve her kulaçta haykırırdım seni.. Ama sen hiç benimle olmadın ki... YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN.. Can YÜCEL (Sevildiğinden bihaber sevilene..)

15 Şubat 2007 Perşembe

Dillerin çözümü

İnternetin hayatımıza girmesinden itibaren, kalkan sınırlar sayesinde istenilen coğrafyaya gidilebilen bir serüven başladı hayatımızda. İnsanlar artık evlerinin çatılarına kadar inebilen, uydu haritalarının içinde yaşayabiliyorlar. Fakat en büyük sorun dillerin çeşitliliği olmuştu ki artık yavaş yavaş onunda çözümünü bulmaya başladır. İşte size bir örnek, http://babelfish.altavista.com/translate.dyn burada bir çok dil, ingilizceye çevirilebiliyor, hatta web sayfasını bile bir kaç dakika içinde çevirme başarısı var. Diyelim ki ingilizce bilmiyorsunuz.Sorun değil işte bu da bizim için çeviri yapan bir site, www.hemencevir.com aslında bir bilgisayar ortamında çeviri yapılıyor, sözlükten bulup cümle oluşturmaya çalışılmış ama ne anlatmak istediğini az çok anlayabilirsiniz. Biraz da sayfayı sürekli yenilemek gerekiyor ama eninde sonunda çeviriyi yapıyor merak etmeyin. Hadi bakalım bakın dil sorunun da çözmüş olduk..

Başlarken...

Bugün, 15.02.2007 Perşembe, yani geçmişteki hayatımızın son, geri kalan hayatımız için ise ilk gün.. Yani şu demek, hem son hem ilk... Umarım sizlerin hayatıda en güzel sonlardan ve ilklerden oluşur... Blog için ilk gün. Umarım zevkli ve hayatın içinden ilginç yazılarla vakit geçirebilirsiniz... Sizlerden de yardım almadan olmaz tabi bu işler. Onun için şimdiden emeği geçenler için, o emeğe bir göz atıp okuyanlar için kocaman bir teşekkür... Sevgiyle ve sağlıcakla kalın...