Hayatın kırıntıları hakkında...

Hoşgeldiniz...

23 Ekim 2008 Perşembe

Umarsız edalar içinde, kainatın zamanlaması...

Çaresiz tavırların hüküm sürdüğü; kainatın, hayatın zamanlaması ne kadarda bilinmez bir doğaya sahip düşününce. Tavırlarda ki çaresizlik ara sıra yerini bilince devretsede, bizler onu olduğu gibi kabulleniriz kimi zaman. Çözümlemede çare kendi bilincimiz olarak görünsede, belki de çare olamayacağımız düşüncesi veya olmak istemeyişimiz bizleri bu doğanın içine, merkez yapan başlıca kıstas olsa gerek..

Buyrun bir çaresiz davranışın zamanlaması..Hayat bir bardak çay gibi..Sabırsızlık yapar, daha dumanı tüterken içmeye kalkarsan dilini yakar , uzun süre gitmez o acı his...Bir şeylere dalıp içmeyi unutursan soğur, buz gibi olur ve tatsızlaşır, vazgeçersin içmekten..İçilebilecek halini ise çoğunlukla kaçırırsın. İşte o içilebilecek halini yakalayabilirsen ancak, içmekten keyif alırsın...Çarenin sabır olduğu açıktır aslında, ama sinirlenilen şey çayın sıcak olmasıdır..

Çoğu şeyde böyle değil midir ya? Çarenin doğasını bizim yönettiğimiz açık değil midir? Tabi ki istisnalar olacaktır ama bizler çoğunlukla, o istisnaları mazeret gösteririz bu olumsuzluklara. Ve sonunda ki keyfi yaşamayamak, hayatın tadına bir türlü varamamaktan imtina eder dururuz.Geçen zamanı hoyratça harcayarak. Halbuki o çaresizliklerin, çaresinin biz olduğumuz bilinciyle; Zamanında söylenilen bir "Evet", sıcaklığında tutulası bir çift el, tadında içilen çaylar, uzun zamandır görmediğiniz insanların görüldüğünde yaşanan mutluluk, yerine getirilmiş sözler , sabrın bize sundukları, tavında dövülmüş demir... hayatınızı huzurlu ve keyifli kılacaktır.

Çarenin, siz olduğu bilincine varmak sizleri, kainatın bu çaresiz edasında mutlu etmenin tek yolu olduğu açık. Ancak; zamanını kaçırmadan, kesinlikle zamanında yaparak. Çünkü, ne çok vaktimiz var, ne de az...

Teşekkürler Eda...


17 Ekim 2008 Cuma

Yağmur'a itafen..

Yağmur yağıyor hava karanlık,
gözlerim kapalı ama seni hissediyorum.
Kokun var toprakla karışmış, duygusunda sonbaharın.
Hasret var sana içimden gelen, uçsuz bucaksız haykırışlara eş...
Belki sende hissedersin bu hasretin bedeli olan nemi gözlerimde.
Senin gibi olmasa da parçalı bulutlu işte...
Yağ bakalım, ver özlemini toprağa.
Kavuş biran önce, sevdalını bekletme...

14 Ekim 2008 Salı

Hazan, hüzün sever...

...Bulut geldi kabardı, yürek durur mu? Yağmur oldu ardından, hüzünde beraberinde. Bir umut güneş ışığını bekledi, az da olsa Gökkuşağı umuduyla ama, o da yoktu... Hazan hüznü sever dedi içinden geçen herşeyi bir cümleye sığdırmışcasına. Evet hüzünde güzeldir dedi. Bir sessizlik aldı etrafı. Sanki durum için yapacak birşey yok, kabullen bunu der gibi gözler gezdi etrafta... Belki de hüzünde geldiğinde cevap vermiyor, yapılacak birşey yok demeye getiriyordu..Geldim işte hüzünlen.. Belli olmaz benim ne an geleceğim, haa gelincede kolay kolay gitmem der gibi bir sessizlik. Öyle değil miydi ya, gerçekten belli olmaz mıydı geleceği? Gerçekten olmazdı.. Hazan biraz belli eder geleceğini onun ama, o da sevdasından.Bulut olur, damla olur, yaprak olurdu sarı sarı .. Onun faydası kendineydi..Ya ne yapsın, çok vakti yoktu ki hüzünle geçireceği. Beraber geçireceği vaktin kısa olacağını bilmek bile, bir hüzün sebebiydi onun için. Öyle içli dışlılar ki ayırmak güç birbirinden onları.

Hazan ile hüzün..Hazan, hüznü sever ama; hüzün, hazanı sever mi acaba? Kim bilir, senede bir kez gelmesi hangi sebepten.. Belki de, hüzün daha çok sever hazanı..Demiş ya şair; "Hergün yüzünü görmek başka, ayrılıpta bir gün, tekrar görmek... işte o bambaşka" diye..

Derin bir nefes, dağıtsa da içinde ki hüznü, hazanda olduğumuzu unutturamaz bize..Bırakalım en iyisi, yaşasınlar içlerinden geldiğini, susmak ve yapacak birşey olmadığını benimsemek, onlara inat destekle. Kimbilir birgün, belki bizde hazan oluruz hüzünlerini arayan ya da hüzün oluruz hazanda sessizliği sağlayan. Hüznü hazanda, hazanı hüzünlü yaşamak olsa gerek işin güzel yanı..Çünkü; hergün yaşamak başka senede bir kez yaşamak başka...