İnsanlar vardır hayatta bir şeylerden şikayet eden, memnun olmayan. Sürekli elindekilerin değerinden habersiz, veryansın eden bir başka dünya kurabilmek adına. Kim bilir belki çocukluk yılları etkilidir, bu garip isteklerin ilk oluşumuna sebep. Her şeyin herkes için aynı olmasının imkansız olduğu bu sahnede, belki de sahneye renk, ışık olan budur. Boşluklar dolar belki o tavırlarla... Kimseden memnun olmayan, sürekli onlar için bir şeyler yapılması şart olan insanlardan bahsediyorum. Nedendir bu tavırlar. Belki de anlam verilemeyen hayvanlarda olduğu düşünülen içgüdüler nasıl açıklanamıyorsa, insanlarda da bu açıklanamıyordur. Sürekli almak ama hiç vermeden. "Peki her şey karşılıklı mı olmalı?" diye bir soru sorulduğunu duyar gibiyim. Kim ne derse desin, ben iddia ediyorum ki hayatta karşılıksız verilen yoktur; vardır ama çok azdır. Beklide bu karşılık mantığı, insanı memnun etmeyen.
Güldürmek ve ağlatmak... İki farklı terim ama birbirinin olmazsa olmazı. Yani biri varsa diğeri de akla gelebilir hemen. Tiyatro sembolüdür birde ağlayan surat ile gülen surat. İşi odur tiyatronun, ağlatmak yada güldürmek. Seyirci ikisi için gelir o koltuklara. Bir karşılık vardır bu ilişkide yani. Hayatın içinde oluşan tiyatroda oynamakta bizlere düşer. Dur durak bilmeden devam eder sahne... Ta ki en son perde kapanana kadar. Ya güldürmeliyiz yada ağlatmalı ki bizimle beraber olan çevremiz, bizlerden bir şey elde edebilsinler. Bu da bir çeşit karşılık mevzuu olabilir ama hayatında gerçeğidir aynı zamanda. Kimi zaman ağlatmalıyız ki, dost olduğumuz bilinsin, kimi zaman güldürmeliyiz ki neşeli olduğumuz bilinsin… Bir garip çelişki sanırım yazılanlar. Ama varlığımızı oluşturan temel çelişkilerden. Almak, vermek; güldürmek, ağlatmak… Hangisi doğru acaba? Ne kadar verilip, ne kadar alınmalı yada ne kadar güldürmeli? Sahne bizim için son bulduğu, perde kapandığı zaman acaba, alkış seslerini mi duyarız yada hıçkırıkların arasında ki ağlama seslerini mi? Ama diğer bir tarafta acaba o son perdeye gelen olur mu?
Güldürmek ve ağlatmak... İki farklı terim ama birbirinin olmazsa olmazı. Yani biri varsa diğeri de akla gelebilir hemen. Tiyatro sembolüdür birde ağlayan surat ile gülen surat. İşi odur tiyatronun, ağlatmak yada güldürmek. Seyirci ikisi için gelir o koltuklara. Bir karşılık vardır bu ilişkide yani. Hayatın içinde oluşan tiyatroda oynamakta bizlere düşer. Dur durak bilmeden devam eder sahne... Ta ki en son perde kapanana kadar. Ya güldürmeliyiz yada ağlatmalı ki bizimle beraber olan çevremiz, bizlerden bir şey elde edebilsinler. Bu da bir çeşit karşılık mevzuu olabilir ama hayatında gerçeğidir aynı zamanda. Kimi zaman ağlatmalıyız ki, dost olduğumuz bilinsin, kimi zaman güldürmeliyiz ki neşeli olduğumuz bilinsin… Bir garip çelişki sanırım yazılanlar. Ama varlığımızı oluşturan temel çelişkilerden. Almak, vermek; güldürmek, ağlatmak… Hangisi doğru acaba? Ne kadar verilip, ne kadar alınmalı yada ne kadar güldürmeli? Sahne bizim için son bulduğu, perde kapandığı zaman acaba, alkış seslerini mi duyarız yada hıçkırıkların arasında ki ağlama seslerini mi? Ama diğer bir tarafta acaba o son perdeye gelen olur mu?