bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"o olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
demeyeceksin işte.
yaşarsın çünkü.
öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın.
ve zaten genellikle o daha az sever seni,
senin onu sevdiğinden.
çok sevmezsen, çok acımazsın.
çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
senin değillermiş gibi davranacaksın.
hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
çok eşyan olmayacak mesela evinde.
paldır küldür yürüyebileceksin.
ille de bir şeyleri sahipleneceksen,
çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
gökyüzünü sahipleneceksin,
güneşi, ayı, yıldızları...
mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"o benim." diyeceksin.
mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin...
mesela gökkuşağı senin olacak.
ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
mesela turuncuya, yada pembeye.
ya da cennete ait olacaksın.
çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
ilişik yaşayacaksın. ucundan tutarak...
can yücel
Hayatın kırıntıları hakkında...
Hoşgeldiniz...
31 Aralık 2008 Çarşamba
10 Kasım 2008 Pazartesi
Çare mi?
...Islanmış yanağımdaki gözyaşımı siler misin?
Sevdamı bana unutturur musun..?
Hayallarimi geri verebilir misin..?
Yalnızlıktaki ışığım olur musun..?
Sevdamı bana unutturur musun..?
Hayallarimi geri verebilir misin..?
Yalnızlıktaki ışığım olur musun..?
Hayır bu çok zor sen de beni anlamayacaksın, çünkü sende başka değilsin başka olmaya çalışanlardansın..!
Her şey sanki taş olmuş etrafımda, bense içimdeki müziği arıyorum; taşların arasındayım kaskatı kesiliyorum. Evrende, herşey taşlaşmış, kalıplar çoğalmış, herşey, herkes tek kırımlık...
Sen çaresiz, ben çaresiz.. Dünya ise bizsiz.. Belki de o en çaresizimiz.. Sen değilmiydin en zor günde çaren olurum diyen..? İşte belki o günüdür sana muhtaçlığımın.. Ver desem verecek kadar içten misin..? Bir roman,bir film repliğimi hayatındaki sesler yoksa...?
Sessiz düşüncelerden gelen, sesinin buğusunda yaşamak ve doyasıya duymak onu belki bir ömür.. Sen ateş ben ise su hülyalarımda.. Durgunluğumun ve sessizliğim ise sensizliğimdendir.. Sana kaynar içim, seninle olana dek.. Seninle kaynar içim, sana ulaşana dek... Sessizliğimin çaresine ulaşana dek..
Her şey sanki taş olmuş etrafımda, bense içimdeki müziği arıyorum; taşların arasındayım kaskatı kesiliyorum. Evrende, herşey taşlaşmış, kalıplar çoğalmış, herşey, herkes tek kırımlık...
Sen çaresiz, ben çaresiz.. Dünya ise bizsiz.. Belki de o en çaresizimiz.. Sen değilmiydin en zor günde çaren olurum diyen..? İşte belki o günüdür sana muhtaçlığımın.. Ver desem verecek kadar içten misin..? Bir roman,bir film repliğimi hayatındaki sesler yoksa...?
Sessiz düşüncelerden gelen, sesinin buğusunda yaşamak ve doyasıya duymak onu belki bir ömür.. Sen ateş ben ise su hülyalarımda.. Durgunluğumun ve sessizliğim ise sensizliğimdendir.. Sana kaynar içim, seninle olana dek.. Seninle kaynar içim, sana ulaşana dek... Sessizliğimin çaresine ulaşana dek..
23 Ekim 2008 Perşembe
Umarsız edalar içinde, kainatın zamanlaması...
Çaresiz tavırların hüküm sürdüğü; kainatın, hayatın zamanlaması ne kadarda bilinmez bir doğaya sahip düşününce. Tavırlarda ki çaresizlik ara sıra yerini bilince devretsede, bizler onu olduğu gibi kabulleniriz kimi zaman. Çözümlemede çare kendi bilincimiz olarak görünsede, belki de çare olamayacağımız düşüncesi veya olmak istemeyişimiz bizleri bu doğanın içine, merkez yapan başlıca kıstas olsa gerek..
Buyrun bir çaresiz davranışın zamanlaması..Hayat bir bardak çay gibi..Sabırsızlık yapar, daha dumanı tüterken içmeye kalkarsan dilini yakar , uzun süre gitmez o acı his...Bir şeylere dalıp içmeyi unutursan soğur, buz gibi olur ve tatsızlaşır, vazgeçersin içmekten..İçilebilecek halini ise çoğunlukla kaçırırsın. İşte o içilebilecek halini yakalayabilirsen ancak, içmekten keyif alırsın...Çarenin sabır olduğu açıktır aslında, ama sinirlenilen şey çayın sıcak olmasıdır..
Çoğu şeyde böyle değil midir ya? Çarenin doğasını bizim yönettiğimiz açık değil midir? Tabi ki istisnalar olacaktır ama bizler çoğunlukla, o istisnaları mazeret gösteririz bu olumsuzluklara. Ve sonunda ki keyfi yaşamayamak, hayatın tadına bir türlü varamamaktan imtina eder dururuz.Geçen zamanı hoyratça harcayarak. Halbuki o çaresizliklerin, çaresinin biz olduğumuz bilinciyle; Zamanında söylenilen bir "Evet", sıcaklığında tutulası bir çift el, tadında içilen çaylar, uzun zamandır görmediğiniz insanların görüldüğünde yaşanan mutluluk, yerine getirilmiş sözler , sabrın bize sundukları, tavında dövülmüş demir... hayatınızı huzurlu ve keyifli kılacaktır.
Çarenin, siz olduğu bilincine varmak sizleri, kainatın bu çaresiz edasında mutlu etmenin tek yolu olduğu açık. Ancak; zamanını kaçırmadan, kesinlikle zamanında yaparak. Çünkü, ne çok vaktimiz var, ne de az...
Teşekkürler Eda...
Buyrun bir çaresiz davranışın zamanlaması..Hayat bir bardak çay gibi..Sabırsızlık yapar, daha dumanı tüterken içmeye kalkarsan dilini yakar , uzun süre gitmez o acı his...Bir şeylere dalıp içmeyi unutursan soğur, buz gibi olur ve tatsızlaşır, vazgeçersin içmekten..İçilebilecek halini ise çoğunlukla kaçırırsın. İşte o içilebilecek halini yakalayabilirsen ancak, içmekten keyif alırsın...Çarenin sabır olduğu açıktır aslında, ama sinirlenilen şey çayın sıcak olmasıdır..
Çoğu şeyde böyle değil midir ya? Çarenin doğasını bizim yönettiğimiz açık değil midir? Tabi ki istisnalar olacaktır ama bizler çoğunlukla, o istisnaları mazeret gösteririz bu olumsuzluklara. Ve sonunda ki keyfi yaşamayamak, hayatın tadına bir türlü varamamaktan imtina eder dururuz.Geçen zamanı hoyratça harcayarak. Halbuki o çaresizliklerin, çaresinin biz olduğumuz bilinciyle; Zamanında söylenilen bir "Evet", sıcaklığında tutulası bir çift el, tadında içilen çaylar, uzun zamandır görmediğiniz insanların görüldüğünde yaşanan mutluluk, yerine getirilmiş sözler , sabrın bize sundukları, tavında dövülmüş demir... hayatınızı huzurlu ve keyifli kılacaktır.
Çarenin, siz olduğu bilincine varmak sizleri, kainatın bu çaresiz edasında mutlu etmenin tek yolu olduğu açık. Ancak; zamanını kaçırmadan, kesinlikle zamanında yaparak. Çünkü, ne çok vaktimiz var, ne de az...
Teşekkürler Eda...
17 Ekim 2008 Cuma
Yağmur'a itafen..
Yağmur yağıyor hava karanlık,
gözlerim kapalı ama seni hissediyorum.
Kokun var toprakla karışmış, duygusunda sonbaharın.
Hasret var sana içimden gelen, uçsuz bucaksız haykırışlara eş...
Belki sende hissedersin bu hasretin bedeli olan nemi gözlerimde.
Senin gibi olmasa da parçalı bulutlu işte...
Yağ bakalım, ver özlemini toprağa.
Kavuş biran önce, sevdalını bekletme...
gözlerim kapalı ama seni hissediyorum.
Kokun var toprakla karışmış, duygusunda sonbaharın.
Hasret var sana içimden gelen, uçsuz bucaksız haykırışlara eş...
Belki sende hissedersin bu hasretin bedeli olan nemi gözlerimde.
Senin gibi olmasa da parçalı bulutlu işte...
Yağ bakalım, ver özlemini toprağa.
Kavuş biran önce, sevdalını bekletme...
14 Ekim 2008 Salı
Hazan, hüzün sever...
...Bulut geldi kabardı, yürek durur mu? Yağmur oldu ardından, hüzünde beraberinde. Bir umut güneş ışığını bekledi, az da olsa Gökkuşağı umuduyla ama, o da yoktu... Hazan hüznü sever dedi içinden geçen herşeyi bir cümleye sığdırmışcasına. Evet hüzünde güzeldir dedi. Bir sessizlik aldı etrafı. Sanki durum için yapacak birşey yok, kabullen bunu der gibi gözler gezdi etrafta... Belki de hüzünde geldiğinde cevap vermiyor, yapılacak birşey yok demeye getiriyordu..Geldim işte hüzünlen.. Belli olmaz benim ne an geleceğim, haa gelincede kolay kolay gitmem der gibi bir sessizlik. Öyle değil miydi ya, gerçekten belli olmaz mıydı geleceği? Gerçekten olmazdı.. Hazan biraz belli eder geleceğini onun ama, o da sevdasından.Bulut olur, damla olur, yaprak olurdu sarı sarı .. Onun faydası kendineydi..Ya ne yapsın, çok vakti yoktu ki hüzünle geçireceği. Beraber geçireceği vaktin kısa olacağını bilmek bile, bir hüzün sebebiydi onun için. Öyle içli dışlılar ki ayırmak güç birbirinden onları.
Hazan ile hüzün..Hazan, hüznü sever ama; hüzün, hazanı sever mi acaba? Kim bilir, senede bir kez gelmesi hangi sebepten.. Belki de, hüzün daha çok sever hazanı..Demiş ya şair; "Hergün yüzünü görmek başka, ayrılıpta bir gün, tekrar görmek... işte o bambaşka" diye..
Derin bir nefes, dağıtsa da içinde ki hüznü, hazanda olduğumuzu unutturamaz bize..Bırakalım en iyisi, yaşasınlar içlerinden geldiğini, susmak ve yapacak birşey olmadığını benimsemek, onlara inat destekle. Kimbilir birgün, belki bizde hazan oluruz hüzünlerini arayan ya da hüzün oluruz hazanda sessizliği sağlayan. Hüznü hazanda, hazanı hüzünlü yaşamak olsa gerek işin güzel yanı..Çünkü; hergün yaşamak başka senede bir kez yaşamak başka...
Hazan ile hüzün..Hazan, hüznü sever ama; hüzün, hazanı sever mi acaba? Kim bilir, senede bir kez gelmesi hangi sebepten.. Belki de, hüzün daha çok sever hazanı..Demiş ya şair; "Hergün yüzünü görmek başka, ayrılıpta bir gün, tekrar görmek... işte o bambaşka" diye..
Derin bir nefes, dağıtsa da içinde ki hüznü, hazanda olduğumuzu unutturamaz bize..Bırakalım en iyisi, yaşasınlar içlerinden geldiğini, susmak ve yapacak birşey olmadığını benimsemek, onlara inat destekle. Kimbilir birgün, belki bizde hazan oluruz hüzünlerini arayan ya da hüzün oluruz hazanda sessizliği sağlayan. Hüznü hazanda, hazanı hüzünlü yaşamak olsa gerek işin güzel yanı..Çünkü; hergün yaşamak başka senede bir kez yaşamak başka...
11 Ağustos 2008 Pazartesi
Hayat çekip gitti...
Bir fesleğen kokusunda duyumsamak ve olduğu gibi kabullenmek, zamanı geldiğinde tüm zorluğuna rağmen bir gökkuşağı renginde seyredebilmek, bazen de bir annenin şefkatiyle sarılmak hayata. Her ayrılığı bir kavuşmaya döndürebilmek en zor anlarda. Beyaz bir mendil semada ayrılıklara ortak olurken, eller acı acı sallanırken ve istasyonda son bakışlar dolaşırken merhabalara yelken açmak.
Bir balıkçı gibi umutlara doğru ağ atmak ve bir deniz yıldızının yorgunluğunda kıyıya vurduğunda kendini yeniden maviliklere teslim etmek hayatın ta kendisi belki. Bir martı edasıyla acıların üstünden geçebilmektir hayatın özü belki de.Belki de geçmişi ve geleceği masal tadında yaşayabilmektir aslolan.
Ne olursa olsun hayat gerçektir. Ne uyandığında gördüğünü hayra yorabileceğin bir rüya, ne de çocukken bir uçurtma kadar renkli sandiğın hayallere benzer.Bazı an gelir deli bir fırtına gibi tutar kolundan savurur, bazen kışın ortasında baharı yaşatır gönlüne. Çıkmazlara girersin, patikadan yürürsün,yokuşlar tırmanırsın. Birgün bakmışsın düz yola çıkmışsın. Kocaman bir kutu gibidir hayat, içi süprizlerle dolu.Tahmin etme, hep yanılırsın.
Gençlik bahar mevsimidir yaşadığın ömrün. Hayat kovalar, sen kaçarsın. Sonra sonbahar gelir çalar kapını. Eskiden başında esen kavak yellerinin rüzgarı üşütür içini, kendine sarılırsın. Güz yaprakları gibi sararır düşlerin, düşlere kırılırsın. Ardından kış gelir. Peşini yaşlı bir gölge izler. Güzdüzler siyah bir sise bürünüp gece olduğunda karanlıklar serpilir üzerine ağır ağır. Yıldızlar parlasa da gözün yine karanlığın o serin o esmer koyuluğunda gezinir. Saatin sesi gecenin sessizliğinde sana yalnızlığını haykırır, sen unutmak istedikçe. Müptelası olduğun bir gülüş, özlediğin bir çift göz sonsuzlukta gözlerinden geçer durur, kimbilir kaç kez? Herşeye rağmen kışı yaşarken bile her şafak yepyeni umutları getirmeli, uçup giden hayallerinden bomboş kalan avuçlarına. Binlerce kez solsanda bir çiçek saflığında tekrar açabilmeli ve aynada kır saçlarınla kendine gülebilmelisin. Ta ki; hayat sana sırtını dönüp gidene dek!
Bir balıkçı gibi umutlara doğru ağ atmak ve bir deniz yıldızının yorgunluğunda kıyıya vurduğunda kendini yeniden maviliklere teslim etmek hayatın ta kendisi belki. Bir martı edasıyla acıların üstünden geçebilmektir hayatın özü belki de.Belki de geçmişi ve geleceği masal tadında yaşayabilmektir aslolan.
Ne olursa olsun hayat gerçektir. Ne uyandığında gördüğünü hayra yorabileceğin bir rüya, ne de çocukken bir uçurtma kadar renkli sandiğın hayallere benzer.Bazı an gelir deli bir fırtına gibi tutar kolundan savurur, bazen kışın ortasında baharı yaşatır gönlüne. Çıkmazlara girersin, patikadan yürürsün,yokuşlar tırmanırsın. Birgün bakmışsın düz yola çıkmışsın. Kocaman bir kutu gibidir hayat, içi süprizlerle dolu.Tahmin etme, hep yanılırsın.
Gençlik bahar mevsimidir yaşadığın ömrün. Hayat kovalar, sen kaçarsın. Sonra sonbahar gelir çalar kapını. Eskiden başında esen kavak yellerinin rüzgarı üşütür içini, kendine sarılırsın. Güz yaprakları gibi sararır düşlerin, düşlere kırılırsın. Ardından kış gelir. Peşini yaşlı bir gölge izler. Güzdüzler siyah bir sise bürünüp gece olduğunda karanlıklar serpilir üzerine ağır ağır. Yıldızlar parlasa da gözün yine karanlığın o serin o esmer koyuluğunda gezinir. Saatin sesi gecenin sessizliğinde sana yalnızlığını haykırır, sen unutmak istedikçe. Müptelası olduğun bir gülüş, özlediğin bir çift göz sonsuzlukta gözlerinden geçer durur, kimbilir kaç kez? Herşeye rağmen kışı yaşarken bile her şafak yepyeni umutları getirmeli, uçup giden hayallerinden bomboş kalan avuçlarına. Binlerce kez solsanda bir çiçek saflığında tekrar açabilmeli ve aynada kır saçlarınla kendine gülebilmelisin. Ta ki; hayat sana sırtını dönüp gidene dek!
3 Mayıs 2008 Cumartesi
BEKLENTİSİZ SEVMEK...
Hiç beklentisiz sevdiniz mi?
Yani bugün telefon etmedi demeden, şu an nerede acaba diye kendi
kendinizi yemeden, yaş günümü hatırlayacak mı acaba diye bir beklenti
içine girmeden... sevdiniz mi hiç?
Onun, size ait bir mal olmadığını kabul edip , onu özgür yaşamı
ile sevmeyi denediniz mi?
Yanındaki kız arkadaşına aldırmamayı öğrenip, ama aldırmıyormus gibi
yapmadan, gerçekten aldırmadan,- bitecekse biter, bunu ben değiştiremem,
beni sevmeyi bırakmasını değiştiremeyeceğim gibi -diye
düşünüp. Onu yersiz kıskançlıklara boğmaktan ve kendinizi yıpratmaktan
vazgeçebildiniz mi hiç?
Hiç beklemediğiniz bir anda çalan bir kapıda Onu karşınız da
görmek ne güzeldir bilir misiniz? Beklemediğiniz bir anda hediye almak en
sevdiğinizden.. Ve beklemeden gelen bir 'seni seviyorum 'mesajının tadına
varabildiniz mi hiç?
Siz istediğiniz için değil, O istiyor diye yapıldı mı tüm
bunlar? Ve beklentisiz sevmemin tadına bakabildiniz mi hiç? Bugün beni
hatırlamadı yerine... -hiç beklemiyordum, senin geleceğini- diyebilmek ne
guzeldir oysa..
Onu boğmadan, kendinizi boğmadan, sevebilmek ne güzeldir...
Sahiplenme duygusundan uzak, sevmemim, sevilmemim tadına varabildiniz
mi hiç? Yapılmamış davranışlar, söylenmemiş sevgi sözcükleri ile kendi
kendimizi aşk çıkmazında kaybedeceğinize, hiç beklenmeyen bir demet
çiçekle mutlu oldunuz mu?
Beklentisiz sevin.. Ben beklentisiz seviyorum..
Niye aranmadım diye düşünüp kendini kendinizi yiyeceğinize
Hic beklenmedik bir 'seni özledim' mesajı ile aşkı yakalayın.. Beklentisiz sevin.. Ben beklentisiz seviyorum..
O sizin sevgiliniz oldu için değil..
Ona tapulu malınız gibi. Cantanız, arabanız gibi davranma
hakkınız olduğunu düşünmeden.
Onu sevdiğiniz, onun da sizi sevdigi için, sevin...
Sevgiye karışan beklenti denen illeti hemen silin aşkın ak sayfalarından..
Göreceksiniz ki O zaman aşk başka bir güzel..
Göreceksiniz ki,
O zaman sevgili daha bir romantik..
Göreceksiniz ki
O zaman sevmek ve sevilmenin damaklarda bıraktığı tat,
Yıllanmış şarap gibi,
Beklenti zehrine karışmadan bir başka donduruyor insanin
başını..
Ben beklentisiz seviyorum..
Onun nerede olduğunu merak etmiyorum..
Beni bugun neden aramadı diye geçirmiyorum içimden, aramadığı zamanlar da..
Geleceğe dair hayallerimde yok zaten..
Ben sevgiyi yaşıyorum..
Onun yanımda olduğu anlar o kadar değerli, o kadar kıymetli ki...
Gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecek beklentilerle mahvetmiyoruz o anları...
Beklentisiz seviyoruz..
Sevdiğimiz için seviyoruz..
Hayalsiz, geleceksiz, beklentisiz...
Anlık seviyoruz..
Deneyin..
Beklentisiz, sevmeyi deneyin bir gün...
Beklentilerle boğduğunuz aşklarınıza acıyacaksınız...
28 Nisan 2008 Pazartesi
GÖKKUŞAĞI GİBİSİN...
Çocukken gökkuşağına sevdalıydım...
Bütün güzellikleri onda görürdüm..
Onda sevgilerin, Onda sevdaların,
Onda aşkların, Renklerini güzelliklerini görürdüm...
Uzansam tutacak kadar yakın...
Erişilmez kadarsa uzaktı benden...
Koşardım peşinden...
Yetişemezdim bir türlü...
Birde bakmışın...
Ya yağmur dinmiş...
Yada güneş saklanmış dağların arkasına...
Kaybolurdu gökkuşağı ...
Umutlarımıda alarak...
Sende bir gökkuşağı gibisin...
Telefonun öbür ucu kadar yakın...
Erişilmez kadarsa uzaksın benden...
Yağmur bulutunun güneşe sevdalanıp...
Güneşin renklerini türlü türlü yansıttığı gibi...
Sende gönül gönül sevda...
Yığın yığın sevgi yansıtıyorsun gözlerinden...
Ama sende hem yakın, Hemde uzaksın benden...
Tıpkı gökkuşağı gibi...
Ve... Sende bir gökkuşağı gibisin..
Orhan YILDIZ
11 Nisan 2008 Cuma
Mutluluk...
Büyük bir kedi kuyruğu ile oynayan küçük bir kediye sormuş neden kuyrugunu kovalıyorsun?
Küçük kedi yanıt vermiş; bir kedi için en güzel şeyin mutluluk, mutluluğunda kuyruk olduğunu ögrendim bu nedenle kovalıyorum yakalarsam mutluluga kavuşacagım. Bunun üzerine yaşlı kedi;
gençken bende mutlulugun kuyrugumda oldugunu sanırdım. ama şunu ögrendim ne zaman onu kovalasam o benden kaçtı, ne zaman kendi yoluma gitsem benim peşimden geldi.
Bana göre mutluluk ulaşılmayana ulaşmak değil, ulaştıgının değerini bilmektir! ...
Küçük kedi yanıt vermiş; bir kedi için en güzel şeyin mutluluk, mutluluğunda kuyruk olduğunu ögrendim bu nedenle kovalıyorum yakalarsam mutluluga kavuşacagım. Bunun üzerine yaşlı kedi;
gençken bende mutlulugun kuyrugumda oldugunu sanırdım. ama şunu ögrendim ne zaman onu kovalasam o benden kaçtı, ne zaman kendi yoluma gitsem benim peşimden geldi.
Bana göre mutluluk ulaşılmayana ulaşmak değil, ulaştıgının değerini bilmektir! ...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)