Hayatın kırıntıları hakkında...
26 Eylül 2009 Cumartesi
Hayat
14 Temmuz 2009 Salı
Sessiz...
Bir an ses oldu sanki derin dalga içindeki damlacıklar
Ama o da nesi? Yanılsamaydı ses duymak uğruna belki..
Karanlık ve sessiz olmak istemek mi bu gidişler?
Yoksa aydınlık için yapılan son seher vakti mi?
Hani alacakaranlık misali, en karanlık zamandır ya seher vakti
Sessiz ve ıssız...
17 Mart 2009 Salı
Ufak bir dokunuş...
Kelebeğin, o eşsiz ve benzersiz yaşattığı gülümseme nedendir? Kanadına dokunulduğunda bitecek olan bir yaşam mı acaba? Herşeyi bitiren ufak bi dokunuş belki... Böyle mi olması gerekir, hiç mi affedilesi yanı yoktur bu hatanın? Öyle ya ummaktan başka birşey gelmez olur elden... Ummaktır, yitip gidene inat, amaçsızca af dilemek. Belkide, kanadın son çırpınışındaki hareket kadar güçlü, ama bir o kadar da yetersiz geleceği bilenen, hayata inat...
Evet... Giden, yiten, biten, acıtan, can yakan ama bir umutta olsa, bunun bilincinde marur ve pişman olmaksa af dilemek eğer; Hayat, beni affet sanırım kanadına dokundum...
16 Şubat 2009 Pazartesi
HAYAT (NIETSZCHE)
Gidene kal demek zavallılara,
Kalana git demek terbiyesizlere,
Dönmeyene dön demek acizlere,
Hak edene git demek asillere yakışır.
Kimseye hak etmediğinden fazla değer verme,yoksa değersiz olan hep
sen olursun...
Düşün...
Kim üzebilir seni senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Her şey sende başlar, sende biter...
Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama
sevgisini...
Ya çare sizsiniz yada çaresizsiniz. ..
Öyle bir hayat yaşadım ki cenneti de gördüm cehennemi de.
Öyle bir aşk yaşadım ki tutkuyu da gördüm pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayat ı en önden, kendimi bir sahnede buldum,
Oynadım.
Öyle bir rol vermişlerdi ki okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde, hem kızdım hem güldüm halime.
Sonra dedim ki söz ver kendine
Denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı biliyorsan düşmeyi de bileceksin,
Korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredeceksin.
Öyle hayat yaşadım ki son yolculukları erken tanıdım.
Öyle değerliymiş ki zaman hep acele etmem bundan anladım...
14 Ocak 2009 Çarşamba
İçten...İçe
Henüz miş'li geçmemiş bir hikayede,
Zamansız bir yüklemim,
Anlamsızca acılar yüklendiğim...
Geçmişimi bile yaşamamışken kana kana,
Geleceğinden utanan bir insanın,
Suskunluğu var,
Dudaklarımın satırbaşlarında.
Anlatırım hücrelerimin her zerresini
Ahh bir dinlesen...
Fakat adım gibi biliyorum,
Söylenmez ki her dile gelen.
Cesaretim yoktu belki de,
Kendi doğrularımı kendime anlatmaya?
Yoksa sinemde gizli bir yaramıydı nefes alışlarım
Beni içten içe öldüren.
Anla işte,hani diyorum ki;
Bir fondiplik ömrüm olsaydı eğer,
Senin elindeki bir kadeh rakıda,
Küçük bir buz parçası olarak erimeye değer...
Orhan ELLİSEKİZ (Kırk yıllık arkadaş)
31 Aralık 2008 Çarşamba
Bağlanmayacaksın...
"o olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
demeyeceksin işte.
yaşarsın çünkü.
öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın.
ve zaten genellikle o daha az sever seni,
senin onu sevdiğinden.
çok sevmezsen, çok acımazsın.
çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
senin değillermiş gibi davranacaksın.
hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
çok eşyan olmayacak mesela evinde.
paldır küldür yürüyebileceksin.
ille de bir şeyleri sahipleneceksen,
çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
gökyüzünü sahipleneceksin,
güneşi, ayı, yıldızları...
mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"o benim." diyeceksin.
mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin...
mesela gökkuşağı senin olacak.
ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
mesela turuncuya, yada pembeye.
ya da cennete ait olacaksın.
çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
ilişik yaşayacaksın. ucundan tutarak...
can yücel
10 Kasım 2008 Pazartesi
Çare mi?
Sevdamı bana unutturur musun..?
Hayallarimi geri verebilir misin..?
Yalnızlıktaki ışığım olur musun..?
Her şey sanki taş olmuş etrafımda, bense içimdeki müziği arıyorum; taşların arasındayım kaskatı kesiliyorum. Evrende, herşey taşlaşmış, kalıplar çoğalmış, herşey, herkes tek kırımlık...
Sen çaresiz, ben çaresiz.. Dünya ise bizsiz.. Belki de o en çaresizimiz.. Sen değilmiydin en zor günde çaren olurum diyen..? İşte belki o günüdür sana muhtaçlığımın.. Ver desem verecek kadar içten misin..? Bir roman,bir film repliğimi hayatındaki sesler yoksa...?
Sessiz düşüncelerden gelen, sesinin buğusunda yaşamak ve doyasıya duymak onu belki bir ömür.. Sen ateş ben ise su hülyalarımda.. Durgunluğumun ve sessizliğim ise sensizliğimdendir.. Sana kaynar içim, seninle olana dek.. Seninle kaynar içim, sana ulaşana dek... Sessizliğimin çaresine ulaşana dek..
23 Ekim 2008 Perşembe
Umarsız edalar içinde, kainatın zamanlaması...
Buyrun bir çaresiz davranışın zamanlaması..Hayat bir bardak çay gibi..Sabırsızlık yapar, daha dumanı tüterken içmeye kalkarsan dilini yakar , uzun süre gitmez o acı his...Bir şeylere dalıp içmeyi unutursan soğur, buz gibi olur ve tatsızlaşır, vazgeçersin içmekten..İçilebilecek halini ise çoğunlukla kaçırırsın. İşte o içilebilecek halini yakalayabilirsen ancak, içmekten keyif alırsın...Çarenin sabır olduğu açıktır aslında, ama sinirlenilen şey çayın sıcak olmasıdır..
Çoğu şeyde böyle değil midir ya? Çarenin doğasını bizim yönettiğimiz açık değil midir? Tabi ki istisnalar olacaktır ama bizler çoğunlukla, o istisnaları mazeret gösteririz bu olumsuzluklara. Ve sonunda ki keyfi yaşamayamak, hayatın tadına bir türlü varamamaktan imtina eder dururuz.Geçen zamanı hoyratça harcayarak. Halbuki o çaresizliklerin, çaresinin biz olduğumuz bilinciyle; Zamanında söylenilen bir "Evet", sıcaklığında tutulası bir çift el, tadında içilen çaylar, uzun zamandır görmediğiniz insanların görüldüğünde yaşanan mutluluk, yerine getirilmiş sözler , sabrın bize sundukları, tavında dövülmüş demir... hayatınızı huzurlu ve keyifli kılacaktır.
Çarenin, siz olduğu bilincine varmak sizleri, kainatın bu çaresiz edasında mutlu etmenin tek yolu olduğu açık. Ancak; zamanını kaçırmadan, kesinlikle zamanında yaparak. Çünkü, ne çok vaktimiz var, ne de az...
Teşekkürler Eda...
17 Ekim 2008 Cuma
Yağmur'a itafen..
gözlerim kapalı ama seni hissediyorum.
Kokun var toprakla karışmış, duygusunda sonbaharın.
Hasret var sana içimden gelen, uçsuz bucaksız haykırışlara eş...
Belki sende hissedersin bu hasretin bedeli olan nemi gözlerimde.
Senin gibi olmasa da parçalı bulutlu işte...
Yağ bakalım, ver özlemini toprağa.
Kavuş biran önce, sevdalını bekletme...
14 Ekim 2008 Salı
Hazan, hüzün sever...
Hazan ile hüzün..Hazan, hüznü sever ama; hüzün, hazanı sever mi acaba? Kim bilir, senede bir kez gelmesi hangi sebepten.. Belki de, hüzün daha çok sever hazanı..Demiş ya şair; "Hergün yüzünü görmek başka, ayrılıpta bir gün, tekrar görmek... işte o bambaşka" diye..
Derin bir nefes, dağıtsa da içinde ki hüznü, hazanda olduğumuzu unutturamaz bize..Bırakalım en iyisi, yaşasınlar içlerinden geldiğini, susmak ve yapacak birşey olmadığını benimsemek, onlara inat destekle. Kimbilir birgün, belki bizde hazan oluruz hüzünlerini arayan ya da hüzün oluruz hazanda sessizliği sağlayan. Hüznü hazanda, hazanı hüzünlü yaşamak olsa gerek işin güzel yanı..Çünkü; hergün yaşamak başka senede bir kez yaşamak başka...
11 Ağustos 2008 Pazartesi
Hayat çekip gitti...
Bir balıkçı gibi umutlara doğru ağ atmak ve bir deniz yıldızının yorgunluğunda kıyıya vurduğunda kendini yeniden maviliklere teslim etmek hayatın ta kendisi belki. Bir martı edasıyla acıların üstünden geçebilmektir hayatın özü belki de.Belki de geçmişi ve geleceği masal tadında yaşayabilmektir aslolan.
Ne olursa olsun hayat gerçektir. Ne uyandığında gördüğünü hayra yorabileceğin bir rüya, ne de çocukken bir uçurtma kadar renkli sandiğın hayallere benzer.Bazı an gelir deli bir fırtına gibi tutar kolundan savurur, bazen kışın ortasında baharı yaşatır gönlüne. Çıkmazlara girersin, patikadan yürürsün,yokuşlar tırmanırsın. Birgün bakmışsın düz yola çıkmışsın. Kocaman bir kutu gibidir hayat, içi süprizlerle dolu.Tahmin etme, hep yanılırsın.
Gençlik bahar mevsimidir yaşadığın ömrün. Hayat kovalar, sen kaçarsın. Sonra sonbahar gelir çalar kapını. Eskiden başında esen kavak yellerinin rüzgarı üşütür içini, kendine sarılırsın. Güz yaprakları gibi sararır düşlerin, düşlere kırılırsın. Ardından kış gelir. Peşini yaşlı bir gölge izler. Güzdüzler siyah bir sise bürünüp gece olduğunda karanlıklar serpilir üzerine ağır ağır. Yıldızlar parlasa da gözün yine karanlığın o serin o esmer koyuluğunda gezinir. Saatin sesi gecenin sessizliğinde sana yalnızlığını haykırır, sen unutmak istedikçe. Müptelası olduğun bir gülüş, özlediğin bir çift göz sonsuzlukta gözlerinden geçer durur, kimbilir kaç kez? Herşeye rağmen kışı yaşarken bile her şafak yepyeni umutları getirmeli, uçup giden hayallerinden bomboş kalan avuçlarına. Binlerce kez solsanda bir çiçek saflığında tekrar açabilmeli ve aynada kır saçlarınla kendine gülebilmelisin. Ta ki; hayat sana sırtını dönüp gidene dek!
3 Mayıs 2008 Cumartesi
BEKLENTİSİZ SEVMEK...
Hiç beklentisiz sevdiniz mi?
Yani bugün telefon etmedi demeden, şu an nerede acaba diye kendi
kendinizi yemeden, yaş günümü hatırlayacak mı acaba diye bir beklenti
içine girmeden... sevdiniz mi hiç?
Onun, size ait bir mal olmadığını kabul edip , onu özgür yaşamı
ile sevmeyi denediniz mi?
Yanındaki kız arkadaşına aldırmamayı öğrenip, ama aldırmıyormus gibi
yapmadan, gerçekten aldırmadan,- bitecekse biter, bunu ben değiştiremem,
beni sevmeyi bırakmasını değiştiremeyeceğim gibi -diye
düşünüp. Onu yersiz kıskançlıklara boğmaktan ve kendinizi yıpratmaktan
vazgeçebildiniz mi hiç?
Hiç beklemediğiniz bir anda çalan bir kapıda Onu karşınız da
görmek ne güzeldir bilir misiniz? Beklemediğiniz bir anda hediye almak en
sevdiğinizden.. Ve beklemeden gelen bir 'seni seviyorum 'mesajının tadına
varabildiniz mi hiç?
Siz istediğiniz için değil, O istiyor diye yapıldı mı tüm
bunlar? Ve beklentisiz sevmemin tadına bakabildiniz mi hiç? Bugün beni
hatırlamadı yerine... -hiç beklemiyordum, senin geleceğini- diyebilmek ne
guzeldir oysa..
Onu boğmadan, kendinizi boğmadan, sevebilmek ne güzeldir...
Sahiplenme duygusundan uzak, sevmemim, sevilmemim tadına varabildiniz
mi hiç? Yapılmamış davranışlar, söylenmemiş sevgi sözcükleri ile kendi
kendimizi aşk çıkmazında kaybedeceğinize, hiç beklenmeyen bir demet
çiçekle mutlu oldunuz mu?
Beklentisiz sevin.. Ben beklentisiz seviyorum..
Niye aranmadım diye düşünüp kendini kendinizi yiyeceğinize
Hic beklenmedik bir 'seni özledim' mesajı ile aşkı yakalayın.. Beklentisiz sevin.. Ben beklentisiz seviyorum..
O sizin sevgiliniz oldu için değil..
Ona tapulu malınız gibi. Cantanız, arabanız gibi davranma
hakkınız olduğunu düşünmeden.
Onu sevdiğiniz, onun da sizi sevdigi için, sevin...
Sevgiye karışan beklenti denen illeti hemen silin aşkın ak sayfalarından..
Göreceksiniz ki O zaman aşk başka bir güzel..
Göreceksiniz ki,
O zaman sevgili daha bir romantik..
Göreceksiniz ki
O zaman sevmek ve sevilmenin damaklarda bıraktığı tat,
Yıllanmış şarap gibi,
Beklenti zehrine karışmadan bir başka donduruyor insanin
başını..
Ben beklentisiz seviyorum..
Onun nerede olduğunu merak etmiyorum..
Beni bugun neden aramadı diye geçirmiyorum içimden, aramadığı zamanlar da..
Geleceğe dair hayallerimde yok zaten..
Ben sevgiyi yaşıyorum..
Onun yanımda olduğu anlar o kadar değerli, o kadar kıymetli ki...
Gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecek beklentilerle mahvetmiyoruz o anları...
Beklentisiz seviyoruz..
Sevdiğimiz için seviyoruz..
Hayalsiz, geleceksiz, beklentisiz...
Anlık seviyoruz..
Deneyin..
Beklentisiz, sevmeyi deneyin bir gün...
Beklentilerle boğduğunuz aşklarınıza acıyacaksınız...
28 Nisan 2008 Pazartesi
GÖKKUŞAĞI GİBİSİN...
Çocukken gökkuşağına sevdalıydım...
Bütün güzellikleri onda görürdüm..
Onda sevgilerin, Onda sevdaların,
Onda aşkların, Renklerini güzelliklerini görürdüm...
Uzansam tutacak kadar yakın...
Erişilmez kadarsa uzaktı benden...
Koşardım peşinden...
Yetişemezdim bir türlü...
Birde bakmışın...
Ya yağmur dinmiş...
Yada güneş saklanmış dağların arkasına...
Kaybolurdu gökkuşağı ...
Umutlarımıda alarak...
Sende bir gökkuşağı gibisin...
Telefonun öbür ucu kadar yakın...
Erişilmez kadarsa uzaksın benden...
Yağmur bulutunun güneşe sevdalanıp...
Güneşin renklerini türlü türlü yansıttığı gibi...
Sende gönül gönül sevda...
Yığın yığın sevgi yansıtıyorsun gözlerinden...
Ama sende hem yakın, Hemde uzaksın benden...
Tıpkı gökkuşağı gibi...
Ve... Sende bir gökkuşağı gibisin..
Orhan YILDIZ
11 Nisan 2008 Cuma
Mutluluk...
Küçük kedi yanıt vermiş; bir kedi için en güzel şeyin mutluluk, mutluluğunda kuyruk olduğunu ögrendim bu nedenle kovalıyorum yakalarsam mutluluga kavuşacagım. Bunun üzerine yaşlı kedi;
gençken bende mutlulugun kuyrugumda oldugunu sanırdım. ama şunu ögrendim ne zaman onu kovalasam o benden kaçtı, ne zaman kendi yoluma gitsem benim peşimden geldi.
Bana göre mutluluk ulaşılmayana ulaşmak değil, ulaştıgının değerini bilmektir! ...
29 Ekim 2007 Pazartesi
Duygusal zekam :)
Duygusal Zeka Katsayınız…
76
EQ'nuz ortalamanın üstü düzeydedir.
Aşağıdaki çizelgede diğer katılımcıların cevaplarının nasıl karşılaştırıldığını görebilirsiniz.
YORUMLAR:
Ortalamanın üstünde bir EQ'ya sahipsiniz – Tabii daha gidecek yolunuz var!
Genellikle çevrenizdeki insanların, arkadaşlarınızın, ailenizin ve önemli müşterilerinizin duygusal durumlarına karşı hassassınız. Kendi davranışlarınızın başkalarının üzerindeki etkilerinin çok iyi farkındasınız.
Yine de, başkalarına ve onların ihtiyaçlarına duyarlı olsanız da kendilerinizinkini de hatırlamalısınız! Bunları dürüstçe dile getirmekten korkmayın. Dünya zaten kendini feda etmiş insanlarla dolu – bir taneye daha ihtiyacı yok!
Ayrıca işteki hırsınızı ya da diğer ana rollerinizi de düşünmelisiniz. Elbette ki deadline'larınız aksamamalı, çocuklar zamanında okula bırakılmalı, projeleriniz sonuçlandırılmalı ancak, bir yerde durmalı ve size bunların dışında nelerin haz verdiğini, nelerin sizin için anlamlı olduğunu hatırlamalısınız. Bunu düzenli bir şekilde yapmayı başaramazsanız düşmanca ve alaycı bir bakış açısına bürünme riski ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Amacınızı yitirirsiniz. Bu da verimliliğinizde, rahat ve mutlu hissetmenizdeki kabiliyetinizde düşüşe yol açacaktır.
Üzerinde çalışılması gereken alanlar:
Kendinize şunları sorun: Hayatınıza en büyük anlam katan üç şey nedir? Genellikle hangi durumlar sizde gerginlik ve stres yaratıyor? Bu durumlarla nasıl başa çıkıyorsunuz? Hangi olumsuz düşünceler sürekli aklınızı meşgul ediyor? İhtiyaçlarınızı ve duygularınızı başkalarıyla paylaşmaktan korkuyor musunuz? Bu korkunuzun altında diğer herkesi daha çok önemsemeniz mi (daha çok diğer insanların sempatisini kazanmak için) yoksa güçlü, sessiz tipi oynamak istemeniz mi yatıyor?
Bu alanlara açıklık kazandırma üzerine çalışırsanız, potansiyelinizi azamileştirme yönünde ilerleyebilir ve hayatınızda daha büyük bir verimlilik, mutluluk ve tatmine ulaşabilirsiniz.
17 Ekim 2007 Çarşamba
Salaklık
* Arizonali bir adam kelepcelerle oynarken kendini kelepceledi ve anahtari
bulamadi... Kendisini kurtarmak icin cilingir cagirmak yerine polisi
arayinca basi belaya girdi... Onu kelepceden kurtaran polisler, odenmemis
bir kefalet borcu bulundugunu belirleyince onu yeniden kelepcelediler...
* Gillette sirketi 1902 yilinda guvenli jilet satmaya basladiginda
yuzlerce erkek satin aldi... Sonra da bu jiletlerin sakallarini
kesmedigini soyleyerek onlari cope attilar... Gillette yetkilileri, mutsuz
musterilerin tiras olmadan once jiletin sarildigi kagidi cikarmadiklarini
fark ettiler...
* Chevrolet, yeni model arabasi icin "Nova" ismini buldu ama sonra arabayi
Latin Amerika'da satamayacaklari anlasildi... Cunku "Nova", Ispanyolca'da
"gitmez" anlamina geliyordu...
* 1932 yilinda Los Angeles olimpiyatlarinda Fransiz atlet Jules Noel'in
disk atmada kirdigi olimpiyat rekoru sayilmadi... Cunku atisi izlemesi
gereken butun hakemler, sirikla yuksek atlama yarismasini izlemek icin
arkalarini donmuslerdi...
* 1840'da ABD baskanligina secilen William Henry Harrison, cok soguk bir
gunde Washington'da acik havada duzenlenen goreve baslama toreninde sapka
ve palto giymeyi reddederek yaptigi uzun konusma sonucu zaturre oldu...
Yeni baskan sadece bir ay gorev yaptiktan sonra oldu...
* Meksika'daki bir saglikli yasam merkezinin sahibi, vasiyetine mezarligin
sigara icilmeyen bolumunde gomulmek istedigini israrla ekletmeye calisti.
* 1971'de toprak kaymalarini incelemek isteyen Japon bilim adamlari, buyuk
bir yagmur firtinasi efekti yapmak icin bir tepeyi yangin hortumlariyla
adam akilli suladilar. Bu yuzden tepenin cokmesi sonucu meydana gelen
heyelanda, dort bilim adamiyla 11 izleyici hayatini kaybetti.
* Fransiz ordusu, askerlerin mayin tarlalarinda yuruyebilmelerini saglayan
patlamaya dayanikli botlar icat etti. Fakat botlar o kadar agir ve icinde
yurunmesi o kadar zordu ki, askerler mayinlarla havaya ucmadan once pusuya
yatan dusman askerleri tarafindan vuruluyorlardi.
* 1985'de New Orleans'li cankurtaranlar o yil sehrin havuzlarinda kimsenin
bogulmamasini kutlamak icin bir parti verdiler. Partide konuklardan biri
boguldu.
* 1975'de Ingiliz bir cift televizyonda en sevdikleri programi izlerken
erkek yarim saat suren bir gulme krizi sonucu kalp krizi gecirerek oldu...
Esi, cenazeden sonra programin yapimcilarina bir mektup yazarak, kocasini
hayatinin son dakikalarinda bu kadar mutlu ettikleri icin tesekkur etti.
* 1983'de magazada hirsizlik yaparken yakalanan San Diego'lu bir kadin
polislere eger onu birakmazlarsa morarana kadar nefesini tutacagini
soyledi. Polisler kadini birakmadilar, o da gercekten olunceye kadar
nefesini tuttu.
4 Ağustos 2007 Cumartesi
Kader mi?
14 Temmuz 2007 Cumartesi
Çalışma hayatı, hayatı kapsarsa..
İspanya'nın Sevilla kentinde yapılan 36.İnsan Kaynakları Yönetimi Konferansında "İş hayatının geleceği" ile ilgili değerlendirmelerde ilginç uygulamalar ve teklifler dile getirilmiştir.Ünlü Bir Şirket yöneticisinin uygulamaları:
"Bizim Şirkette kimse toplantılara katılmak zorunda değil. Eğer ilgilenmiyorsa katılmıyor. Eğer bir raporun acelesi yoksa yazılmıyor. Siz kaç gece sabahlayarak bir rapor yazıyorsunuz, bir hafta yöneticinin masasında bekliyor. Biz bu saçmasapan şeyleri kaldırdık."
"Bizde para kazanmak için lider olunmaz. Altı ayda bir elemanlar liderlerini değerlendirir. Eğer liderin puanı üçüncü sefer de düşüyorsa görevine devam edemez."
"İşe giden herkesin içinde bir yetişkin var. Biz ona çocuk gibi davranıp ne zaman tatile gideceğini, ne giyeceğini, unvanının ne olacağını söylersek olmaz. Şirketimizde satın alma ile uğraşan bir kişi kartvizitine 'arzdan sorumlu kraliyet üyesi' yazdırdı. Olsun,önemli olan işini iyi yapması."
"Kaç kişinin kaç saat çalıştığını , ne giydiğini bilmek istemiyorum. İsterse sahilde çalışsın, nerede çalıştığı umurumda değil, önemli olan sonuca ulaşması."
"Hayatınızın üçte biri eğitim, üçte biri iş ve üçte biri ise emekliliğe ayrılıyor. Paranız olduğunda vaktiniz olmuyor, vaktiniz olduğunda ise paranız olmuyor. Bu çok aptalca birplan değil mi? Biz şirkette bundan kurtulmak için 'retire a little' (biraz emekli ol) programını başlattık. 35-40 yaşındakileri çarşambaları emekli ediyoruz, Emekli olduklarında bütün çarşambalarını satın alıyoruz. İşe gelmiyorlar ama onlara para ödüyoruz."
SEMCO
Richardo Semler
(CEO)
Brasil
(Dünyanın en büyük İş Makinaları üreticilerinden Semco'nun Başkanı)
7 Temmuz 2007 Cumartesi
Alexander Sergeyevich Pushkin
Böyle bi adam yaşamış zamanında, hayatı ilginç sayılmayabilir ama çocuk yaşta Fransız Edebiyatında ezberlemediği olay kalmamış. Ne diyim herşey istekle, inanmakla alakalı sanırım.İnanırsak yapabiliriz.Daha detaylı bilgiler wikipedi'de var, anlatmak bana düşmez. Müsait olusanız bakarsınız artık..Birde Rusça şiirini ekleyim istiyorum buraya, bakalım sitede yer alan kırıntılardan ne kadar yaralanılıyor.Anlamak isteyen uğraşsın..;)Если жизнь тебя обманет,
Не печалься, не сердись!
В день уныния смирись:
День веселья, верь, настанет.
Сердце в будущем живет;
Настоящее уныло:
Всё мгновенно, всё пройдет;
Что пройдет, то будет мило
3 Temmuz 2007 Salı
Hikaye
ellerin beyaz,
al tut ellerimi bebek
tut biraz!
benim doğduğum köylerde
ceviz ağaçları yoktu,
ben bu yüzden serinliğe hasretim
okşa biraz!
benim doğduğum köylerde
buğday tarlaları yoktu,
dağıt saçlarını bebek
savur biraz!
benim doğduğum köyleri
akşamları eşkıyalar basardı.
ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
konuş biraz!
benim doğduğum köylerde
kuzey rüzgârları eserdi,
ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır
öp biraz!
sen türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
benim doğduğum köyler de güzeldi,
sen de anlat doğduğun yerleri,
anlat biraz!
Cahit Külebi
3 Mayıs 2007 Perşembe
Büyüklük...
Büyüklük odur ki, hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, memleket için gerçek ülkü neyse onu görecek, o hedefe yürüyeceksin, herkes senin aleyhinde bulunacaktır. Herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. Önüne sayılamayacak güçlükler yığacaklardır. Kendini büyük değil küçük, zayıf, vasıtasız, hiç telakki ederek, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu güçlükleri aşacaksın. Ondan sonra sana büyüksün derlerse bunu diyenlere gülüp geçeceksin. M.K.ATATÜRK. 10 Nisan 2007 Salı
Keşke
Teypte eski bir Cohen şarkısı:'Yolumu gözleyen bir kadını terk ettim / karşılaştık bir süre sonra /‘Gözlerinin feri sönmüş’ dedi bana: / ‘Aşkım, ne oldu sana? ’/Böyle gerçeği söyleyince / ben de doğru söylemeye çalıştım ona /‘Senin güzelliğine ne olduysa’ dedim, / ‘benim gözlerime de o oldu’.
8 - 10 dizeye sıkışmış hazin bir aşk hikayesi... Buruk; kırılmış oyuncaklar kadar... Ve yenik; 'keşke'li cümleler gibi... Bu sözcüğü kaç konuşmanızın başına eklemişseniz onca ıskalamışsınızdır hayatı...
Dört mevsimlik bir sene olsa ömür, 'keşke', onun güzüne denk gelir. Hepten vazgeçmek için erkendir, telafi etmek için geç...
Mağlubiyetin takısıdır 'keşke'... Kaçırılmış fırsatların, bastırılmış duyguların, harcanmış hayatların, boşa yaşanmış ya da hakkıyla yaşanamamış yılların, gecikmiş itirafların ağıtıdır.
Çarpılıp çıkılmış bir kapıda, yazılıp yollanmamış bir mektupta, göz yumulmuş bir haksızlıkta, vakit varken öpülmemiş bir elde, dilin ucuna gelip ertelenmiş bir sözdedir.
Feri sönmüş bir çift gözde ya da yitip gitmiş bir güzelliğin ardından iç çekişte...
'Yolunu gözlemeseydim', 'öyle demeseydim', 'terk edip gitmeseydim', 'en güzel yıllarımı vermeseydim' diye diye sızlanır gider.
'Keşke'nin panzehiri 'iyi ki'dir. İlki ne kadar pısırıksa, ikinci o denli yiğittir.
'Keşke', çoğunlukla bir 'ahhöla kopup gelir ciğerden... esefler, hayıflanmalar, yerinmeler sürükler peşinden...
'İyi ki' ise, muzaffer bir 'ohhöla büyür; cüretiyle övünür.
'Keşke'li cümlelerde nasıl yaşanmamışlığın, yarım kalmışlığın o ezik tuzu kuruluğu varsa, 'iyi ki'lilerde de göze alabilmişliğin, riske girebilmişliğin, tadına varabilmişliğin mağrur yaraları kanar.
Okulu hiç kırmamışsınızdır, sinemada öpüşmemişsinizdir; dokundurtmamışsınızdır kendinize, bir kez olsun gemileri yakmamışsınızdır.
Konuşmanız gerektiğinde susmuş, koşacağınız zaman durmuş, sarılacağınız yerde kopmuşsunuzdur.
Bir insana, bir işe, bir davaya ömrünüzü adamışsınızdır. O insanın, o işin, o davanın, bunu hak etmediğini sezmenin hayal kırıklığındadır 'keşke'...
'Şimdiki aklım olsaydı' dövünmesindedir. Geriye dönüp baktığınızda, ayıplara, yasaklara, korkulara, tabulara feda edilmiş, 'Ne derler'e kurban verilmiş, son kullanma tarihi geçmiş bir yığın haz, bilinçaltından el sallar.
'Keşke'cilerin hayatı, kasvetli bir pişmanlıklar mezarlığıdır.
'İyi ki' öyle mi ya! ...
Onda, yara bere içinde de olsa, yana yana, ama doyasıya yaşamış olmanın iç huzuru ve haklı gururu haykırır.
'İyi ki'lerinizi toplayın bugün ve 'keşke'lerinizden çıkartın. Fazlaysa kardasınız demektir.
Aldırmayın yüreğinizdeki kramplara, mahzun hatıralara... Rüzgarlarla koştunuz ya...
'Keşke'leriniz, 'iyi ki'lerden çoksa... Telafi için elinizi çabuk tutun. Tutun ki, yolunuzu gözlerken terk ettiğinizle bir gün yeniden karşılaştığınızda siz susarken, feri sönen gözleriniz 'keşke' diye nemlenmesin...
Can Dündar
10 Mart 2007 Cumartesi
Sözlerdeki tezat
İyi insan lafın üstüne gelir. / İti an çomağı hazırla…
Bir elin nesi var iki elin sesi var. / Nerde çokluk orda …luk.
Fazla mal göz çıkarmaz. / Azıcık aşım ağrısız başım…
Kervan yolda düzelir. / Balık baştan kokar.
Söz gümüşse,sükut altındır. / Sükut ikrardan gelir.
Harama uçkur çözülmez. / Güzele bakmak sevaptır.
İki gönül bir olunca samanlık seyran olur. / İki çıplak bir hamama yakışır.
Bülbülün çektiği dili belası… / Bilmemek ayıp değil öğrenmemek (sormamak) ayıp.
Eşeğe altın semer vursan, eşek yine eşektir. / Ye kürküm ye…
Eğri otur doğru konuş… / Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.
Düşenin dostu olmaz. / Dost kara günde belli olur.
Ava giden avlanır. / Atın ölümü arpadan olsun.
Erken kalkan yol alır. / Acele işe şeytan karışır.
Birlikten kuvvet doğar. / Körler, sağırlar; birbirlerini ağırlar.
Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır. / Lafla peynir gemisi yürümez.
Gün ola harman ola… / Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.
Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol. / Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma.
İyilik yap denize at. / Merhametten maraz doğar.
Zararın neresinden dönülse kardır. / Gelen gideni aratır.
Yüzü güzel olanın huyu da güzel olur. / Yüzü güzel olanı değil huyu güzel olanı sev.
Akıl akıldan üstündür. / Aklın yolu birdir.
El elden üstündür. / Alet işler el övünür.
Acı patlıcanı kırağı çalmaz. / Kurunun yanında yaş da yanar.
Zorla güzellik olmaz. / Zora dağlar dayanmaz.
Öfke baldan tatlıdır. / Öfke ile kalkan zararla oturur.
İşleyen demir ışıldar. / İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur.
Fazla mal göz çıkarmaz. / Azı karar çoğu zarar.
İnsanın kıymetini insan bilir. / İnsanoğlu çiğ süt emmiş.
Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al. / Beş parmağın beşi birbirine benzemez.
Olmaz olmaz deme… / İş olacağına varır.
Eski dost düşman olmaz. / Güvenme dostuna saman doldurur postuna..
Harama el uzatılmaz. / Üzümü ye bağını sorma…
Teşekkür Esin.
9 Mart 2007 Cuma
Geçmişin izi..
27 Şubat 2007 Salı
ÜÇ TÜRLÜ SEVGİ VARDIR..(3)
26 Şubat 2007 Pazartesi
ÜÇ TÜRLÜ SEVGİ VARDIR...(2)
24 Şubat 2007 Cumartesi
ÜÇ TÜRLÜ SEVGİ VARDIR.... (1)
Masumi Toyotome diye bir Japon yazmış bu yazıyı. Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir diye başlıyor. Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz diye soruyor. Sonra anlatmaya başlıyor: Sevgi üç türlüdür. Birincinin adı "Eğer" türü sevgi. Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar. Örnekler veriyor: eğer iyi olursan baban, annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim. Bir şarta bağlı sevgiToyotome en çok rastlanan sevgi türü budur diyor. Karşılık bekleyen sevgi. Sevenini, istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vaat edilen bir sevgi türüdür bu diyor yazar. Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır. Yazara göre evliliklerin pek çoğu "Eğer" türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil, hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları başlıyor. Sevgi nefrete dönüşüyor. En saf olması gereken anne baba sevgisinde bile "Eğer" türüne rastlanıyor. Yazar bir örnek veriyor. Bir genç Tokyo Üniversitesi giriş sınavlarını kazanarak babasını mutlu etmek için çok çalışıyor. Okul dışında hazırlama kurslarına da gidiyor. Ama başarılı olamıyor. Babasının yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftalığına Hakone kaplıcalarına gidiyor. Eve döndüğünde babası öfkeyle sınavları kazanamadın. Bir de utanmadan Hakone'ye gittin? diye bağırıyor. Delikanlı "Ama baba vaktiyle sende bir ara kendini iyi hissetmediğinde Hakone kaplıcalarına gittiğini anlatmıştın diyor. Baba daha çok kızarak delikanlıyı tokatlıyor. Çocuk da intihar ediyor. Gazeteler intiharın anlık bir sinir krizi sonucu olduğunu söylediler, yanılıyorlardı diyor yazar. Delikanlı babasının kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bağlı olduğunu anlamıştı. İnsanlar "Eğer" türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler aslında. Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek bu genç adamın yaptığı gibi yaşamı sürdürmekle ondan vazgeçmek arasında bir tercih yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol oynayabilir diyor Masumi Toyotome. İlginç değil mi? (Devam edecek)
22 Şubat 2007 Perşembe
BİM'de eski sevgiliyi görmek
21 Şubat 2007 Çarşamba
Güldürmek mi, ağlatmak mı?
Güldürmek ve ağlatmak... İki farklı terim ama birbirinin olmazsa olmazı. Yani biri varsa diğeri de akla gelebilir hemen. Tiyatro sembolüdür birde ağlayan surat ile gülen surat. İşi odur tiyatronun, ağlatmak yada güldürmek. Seyirci ikisi için gelir o koltuklara. Bir karşılık vardır bu ilişkide yani. Hayatın içinde oluşan tiyatroda oynamakta bizlere düşer. Dur durak bilmeden devam eder sahne... Ta ki en son perde kapanana kadar. Ya güldürmeliyiz yada ağlatmalı ki bizimle beraber olan çevremiz, bizlerden bir şey elde edebilsinler. Bu da bir çeşit karşılık mevzuu olabilir ama hayatında gerçeğidir aynı zamanda. Kimi zaman ağlatmalıyız ki, dost olduğumuz bilinsin, kimi zaman güldürmeliyiz ki neşeli olduğumuz bilinsin… Bir garip çelişki sanırım yazılanlar. Ama varlığımızı oluşturan temel çelişkilerden. Almak, vermek; güldürmek, ağlatmak… Hangisi doğru acaba? Ne kadar verilip, ne kadar alınmalı yada ne kadar güldürmeli? Sahne bizim için son bulduğu, perde kapandığı zaman acaba, alkış seslerini mi duyarız yada hıçkırıkların arasında ki ağlama seslerini mi? Ama diğer bir tarafta acaba o son perdeye gelen olur mu?