Hayatın kırıntıları hakkında...

Hoşgeldiniz...

17 Mart 2009 Salı

Ufak bir dokunuş...

Kelebek gördüğünde gülümsemek gelir içten, beklentisiz ve aniden. Birşeyin habercisidir, ilkbahar, güneş, özgürlük, aşk... Sevinç kaplar hani birden içini. Kalbine dokunur uçuşundaki zerafet, havadaki süzülüşü. Sevince neden az ve öz olması mıdır o anın, bir anda hiç beklemeden beliren? Hayata dair yaşanılmış, yaşanan ne varsa biranda olan, az olan heyecan vermez mi? Bir çocuğun gülümsemesi, bir çiçeğin açması, başardığın bir yarış, uzun zamandır görülmemiş sevgili... Tersi ise istenilmeyendir hep...

Kelebeğin, o eşsiz ve benzersiz yaşattığı gülümseme nedendir? Kanadına dokunulduğunda bitecek olan bir yaşam mı acaba? Herşeyi bitiren ufak bi dokunuş belki... Böyle mi olması gerekir, hiç mi affedilesi yanı yoktur bu hatanın? Öyle ya ummaktan başka birşey gelmez olur elden... Ummaktır, yitip gidene inat, amaçsızca af dilemek. Belkide, kanadın son çırpınışındaki hareket kadar güçlü, ama bir o kadar da yetersiz geleceği bilenen, hayata inat...

Evet... Giden, yiten, biten, acıtan, can yakan ama bir umutta olsa, bunun bilincinde marur ve pişman olmaksa af dilemek eğer; Hayat, beni affet sanırım kanadına dokundum...

Hiç yorum yok: